Pazartesi, Ağustos 02, 2010

mini eteğe kadını giydirmek!

Karşıyaka iskelesinin karşısında, kordon boyunca sıralanmış irili ufaklı kafelerden, barlardan birinde oturmuş,
pek bir yabancılık hissettiği bu yeni şehre alışmaya çalışıyordu.
izmir insanının rahatlığından dem vuran, izmir'in diğer şehirlere göre daha "gelişmiş" daha "özgürlükçü" olduğuna dair cümleler duymuştu bir çok izmirli arkadaşından. Şimdi bu rahatlığı ve özgürlüğü daha yakından duyumsamak için etrafı izliyordu.
Geldiği şehirdeki kızların bir gün olur da giyilebilecek bir ortam bulacaklarına dair oldukça çocuksu ve sevimli inançları nedeniyle aldıkları, ne var ki dolaplarının hep en arka tarafında bir gün giyilebilmeyi bekleyen talihsiz mini eteklerin ülkesine geldiğini, önünden gelip geçen kimisi fırfırlı, kimisi pileli, kimisi düz bir sürü mini etekli kızı gördüğünde anlamıştı.
Sevdiği kadınlarla tatile çıktığı vakitlerde tanışık olduğu bu etekleri kışları dolaplarda hasbelkader gözüne iliştiğinde çok da umursamadığını hatırlıyor; şimdi onları ihmal etmenin mahcubiyeti sanki uzun bir süredir görmediği eski bir dostu görmenin mutluluğunu yaşatıyordu ona.
Çok geçmeden izmir'in daha "gelişmiş", daha "özgürlükçü" bir şehir olduğunu söyleyen arkadaşlarının, gerçekte bambaşka bir şekilde tanımlanabilecek bu kavramları neden izmir'e yakıştırdıklarını anlamıştı.
İzmir'in "gelişmiş" ve "özgürlükçü " olması onlar için kadınların, o çok da şikayetçi oldukları ataerkil yapının savunucusu ve kollayıcısı erkeklere vücutlarını rahatça sergileyebilecekleri bir ortamı kendilerine sağladığı içindi. bu durum adam için anlaşılır bir şeydi.
ona göre: ilk olarak kadınların, neyi giyip neyi gimemesi gerektiğine karar veren bu yapı, daha sonrasında onun bir birey olarak toplumda varolabileceği alanları kısıtlıyor ve kadınlar da toplumun bu ataerkil ve bir o kadar ilkel yapısına hizmet etmek üzere tekrardan kendilerini konumlandırıyor, düşünsel bir alt yapı gerektiren "birey olma bilinci" edinmek  yerine  kendilerini ilk elden süse ve giysiye boğuyorlardı.
Kadınların, önce kadın mı, yoksa birey mi olmaları gerektiğine dair çelişkileri böyle yapıların en büyük besin kaynağını oluşturuyordu.
Kafasında bu tür  düşünceler geçerken, hissettiği o mutluluk hali her zaman olduğu gibi yerini kederli bir acıya bırakmıştı. yaşadığı ülkede gelişmişlik düzeyi ve özgürlüğün eteklerin boyuna göre belirlendiğine dair o komik inanmışlığın gerçeğiydi onu üzen bu sefer.

Hiç yorum yok: