![]() |
....2500 yıl önce seçkinler arasında bile olsa bir demokrasi (hatta ilk demokrasi) denemesinin yapılmaya çalışıldığını öğrendiğinde kendi ülkesinin seçkinlerindeki bu kepazeliğe daha da çok sinirleniyordu. gelişmiş dünyanın bir şekilde benimseyip uygulamaya çalıştığı demokrasinin bir zamanlar şu an yaşadığı topraklarda filizlendiğine onu kim inandırabilirdi? kaldı ki demokrasinin bir başlangıç olduğuna inanıyordu. 2500 yıl önce insanlık için ortaya çıkan bir düşünce olarak görüyordu demokrasiyi. 2500 yıl sonraki insanlığın çoktan aşmış olması gereken, yerini daha ulvi daha bilge bir düşüncenin almış olması gereken ilkel ama o zamanlar için uygulanabilir bir keşifti demokrasi onun için. bunca yıl sonra onu bile bulamayışımıza da oldukça kederlenmişti. bu trajik gecikmenin nedenini insanın özgürlüğüne bağlıyordu bir şekilde. sonra özgürlüğü düşündü. daha önce hiç "özgürlük" kelimesine dikkat etmemiş, hep gelişi güzel kullanmıştı. "özgür ne demek ki?" diye kendine soruyordu. bu kelimeyi ilk kez kullanan atalarının öz ile bir bağlantı kurduğu aşikardı. "öz" diye geçirdi içinden. "öz, benlik, ruh" diye ardısıra mırıldandı. maksatı öz'ün ne olduğunu anlamaktı. peki acaba insanın özünün gür olması da neydi hakikatten. benliğinin gür olması, ruhunun dopdolu olması gibi bir şey miydi?. öz'ün ne olduğunu bilirse sanki özgürlüğün de ne olduğunu anlayacakmış gibi gelirdi ona. öz'ün muhakkak insanın kendisiyle, kendi benliğiyle bir alakası vardı.o kelimeyi her düşündüğünde istemsiz bir şekilde bu alakayı kuruyordu. belki de delphi'de yazan "kendini bil" deyişi boş yere söylenmemişti. kendini bilenin özgür olduğu, bu durumda pekala söylenebilirdi. ama ne zaman kendini bilmesi mümkün olmayan bir deli görse onun kendisinden daha özgür olduğunu hissediyordu. yoksa ataları yanılmış olabilir miydi? bilemiyordu. hava oldukça sıcak olduğundan iyice terlemişti. bıraksalar üstündeki her şeyi çıkartabilirdi ancak bunu yapacak kadar özgür olmadığını hissetti. soğuk bir bira söyledi. biradan bir yudum aldığında "özgürlük bu işte" diye içinden geçiriverdi.....
**Özgürlük ve Nedensellik ilişkisi üzerine...
**Özgürlüğün Olasılıksal olması ve Özgürlüğün Nedensel olması üzerine...
"Özgürlük bütün akıl sahibi varlıkların iradesinin bir özelliği olarak kabul edilmelidir. İrade akıl sahibi varlıkların bir tür nedenselliğidir ve özgürlük ise bu nedenselliğin bağımsız bir şekilde etkili olabilme özelliğidir." *
"Sadece kendini genel bir yasa olarak konu edebilecek olan maksime yönelik bir eylemde bulunmak..." *
*İmmanuel Kant- Ahlak (Töreler) Metafiziğini Temellendirme,1786.
Uzay- Zamana tabii olanın nedensel olduğu öne sürülürse, özgürlüğün uzay-zamana tabii olması sonucunu çıkartmak pek zor olmaz. Bu noktada araştırılması gereken şey, özgürlüğün uzay-zamana tabii olması derken neyin kastedildiğidir.
-Kant'ın tanımı üzerinden yola çıktığımızda, İradesi olan her varlığın öyle ya da böyle özgürlük idesini taşıdığını ya da özgürlük idesini taşıyan her varlığın bir iradesinin olduğunu belirtmek iradenin bir şekilde özgürlükten bağımsız olduğunu ancak kendisinden oluşan bir varlık olarak özgürlüğü mümkün kıldığını söyleyebilmemizi gerektirmez mi?
-Peki öyle ise iradeyi mümkün kılan nedir?
-İradeyi akıl yürütme yetisine sahip varlıkların nedenselliği olarak tanımladığımzız zaman onu ister kendisi isterse kendisinden daha yetkin bir koşulun sebebi olarak görmemizi dolasıyla nedensellik ilkesinin yönlendirmesiyle ona daha önceden uygun görülmüş bir belirlenimlik kazandırdığını neden söyleyemeyelim?
-İradeyi determinizmin boyunduruğu altında kabul ettiğimiz zaman özgürlüğün olanaklığından bahsedebilmemiz ne kadar mümkündür?
İşte bu gibi soruların ışığında, iradeye, özgürlüğe, özgürlüğün mümkün kıldığı ahlaksallığa bir anlam verebilmek mümkündür.
İrade Üzerine
İrade, batılıların reasoning ability dediği, akıl yürütme yetisine sahip her varlıkta bulunan özel yeti olarak subjede, ki subjenin kendisinin olanaklığını mümkün kılan, subjeyi subje olarak tanımlamamızı sağlayan bir sine-qua-non'dur. İradeyi mümkün kılan şey, olaylar ve olgular (nesneler-objeler) arasında kurabildiğimiz nedensel ilişkilerin bir birleriyle olan etkileşimleridir. Bir kişinin A veya B eylemlerinden birini seçmesi rastlantısal değildir, tam tersine ister A'yı ister B'yi seçmiş olsun, bu seçim içinde veya dışında bulunan dünyayla olabilecek muhtemel etkilerin neden-sonuç yani nedensellik ilkesince kurduğu öngörülerin bir sonucu olarak insan akılında kendisine yer edinerek, determinist bir özellikli kazanır. Subje her hangi iki olay-eylem-olgu seçiminde bulunmadan önce, bu olayları-eylemleri-olguları nedensellik ilkesine göre tartarak seçimini yapar. Özgürlük işte tam bu noktada bu nedensel ilişkilerden bağımsız olarak ancak bu nedensel ilişkilerin ona zorunlu bir şekilde dayattığı seçenekler arasında seçim yapabilme durumunda, halinde olmaktan başka bir şey değildir. Bu bakımdan Özgürlük kavramsaldır ve tıpkı diğer evrensel yasalar gibi evsensel ancak içsel bir yasa olarak kendisini zorunlu kılma buyruğudur.
-Ahlak Özgürlükle Başlar-
(devamı önümüzdeki günlerde buraya konulacaktır.)
